
“Duygusal Özgürleşme”, burada sizlerle paylaştığımız bir uygulama olmanın çok ötesinde, Kainatın ilahi planı dahilinde hepimizin içinden geçtiği şifa sürecidir ve yaşayan her canlı bundan öyle veya böyle geçmektedir.
Zira herkes tekamül yolculuğundadır ve bu da ne kadar duygusal olarak özgürleştiğimizle ilgilidir.
Duygusal olarak özgürleștikçe tekamül ederiz. Bu tekamül adını verdiğimiz yolculuk, bedendeki geçmişe ait acı kayıtlarının bırakılması sürecidir.
Duygusal özgürleşme sürecinden geçtikçe, İnsan daha fazla ince detayı fark edebilir hale gelmektedir. Böylelikle yeni idrakler ediniriz, ince enerjilerle bağlantımızı derinleştiririz.
Zira gel zaman git zaman, kalbe ağırlık veren şeylerden dolayı, Kalp kendini korumak için görüş (frekans) alanını daralta gelmiştir. Ve bu nedenle ne kadar etrafımızda da olsalar, bir şeyleri fark etmememize sebebiyet vermiştir.
Küçük veya büyük şekillerde tezahür eden bu halin en belirgin örneğini canımız sıkkınken, anksiyete halindeyken aşikar olarak deneyimleriz. Çünkü böyle bir anda, kelimenin tam anlamıyla görüşümüz daralmıştır, etrafımızdaki şeyleri sınırlı şekilde duyumsamaya başlamışızdır. Bu durum, hem gerçekten baktığımız şeyde daha az detayı fark etmemize neden olmuştur, hem de ortamdaki gerçek enerjiyi, duyguyu hissetmenin önüne geçmiştir.
Dikkatimiz, o an içinde olduğumuz -negatif- durumu yansıtan imgeler, sesler, hisler üzerine çok fazla yoğunlaşmıştır. Aslında durum öyle olmasa bile, şeylerin ardından huzursuz bir mesaj çıkardığımız görülmüştür.
Huzursuzluk anında, an içinde bize sunulmuş olan diğer her şey, hakikat, enerji alanımız ve duyularımız tarafından idrak edilemez bir şekilde sanki gizlenmiştir.
İşte bu nedenledir ki, depresyondaki bir insan yaşadığını hissetmiyor veya kronikleşen bu duygular nedeniyle hayatı böyle tanımlayarak yaşadığını düşünmeye meylediyordur. Aslında, yaşamın içinden birer hayalet misali geçiyordur.
Hayatı daha da hissedemediği her an, yaşayan bir hayalete dönüşmeye neden olarak buna daha çok ikna oluyordur. Çünkü artık hissedilmeyen bir şeyin varlığını da hatırlayamıyor/ bilemiyordur.
Gel gelelim, insan hissetmeye açık olduğu kadarını yaşayabilmektedir.
His alanı genişleyen insan, kalbini daha çok açmak için heyecanlı hale gelebilir. Tıpkı bir çocuk gibi küçük şeyleri büyük deneyimleyerek mutlu olabilir.
Nitekim -gerçek- bir çocuk, tüm duyularıyla, hisleriyle âna dahil olabilir.
Aslında insan sadece, vakit geçtikçe ve büyüdükçe -sağlıksız bir toplumda yaşadıysa- türlü stres faktörleriyle varlığını germiş ve her şeyi ve her yeri özgürce hissetmek isteyen doğasından ayrı düşmüştür.
Oysa doğayla bütün bir varlık olması için yaratılmış olan insan, daima bu bağa sahip olmak için buradadır ve bunu yapabilen, doğayla bütünleşmesini sürdüren herkes de bu “varsayılan” /saf / ilahi ışığın birliğini taşıyan ayarlarına geri dönmeyi hatırlamaktadır.
Stres ve travma hisleri ne kadar daraltmış olsa bile, burada sıkışan tüm duyguların istenildiği takdirde özgürleşebilen bir niteliğe sahip olduğunun bilinmesi ve kendini yeni bir realiteye açma cesaretinin gösterilmesi ile değişim başlamaktadır.
Her yeni duygu alanındaki özgürleşme, yaşama dair algımızın bir miktar daha açılmasını sağlamaktadır. Ve bu sihirli bir olaydır. Aslında varsayılanımız olan açık duyuların geri kazanımı, sanki bir oruç tutmuşuz gibi, uzun zamandır tatmadığımız bir realiteye geri dönüşümüzün şükranını taşımaktadır.
Bir duygusal özgürleşme deneyimini tanımlamak kelimelere sığmasa da;
- İnsan duygusal özgürleşmeyle her seferinde biraz daha sevgiyi ve şükranı duyumsamaya başlayabilir.
- Şeylerin güzelliği gözüne, gönlüne daha kolay temas edebilir.
- Küçük şeylerle büyük mutluluk deneyimleyebilir.
- Daha önce fark etmediği bir “renk” ile yakın hissetmeye başlayabilir.
- İnsanların, sevdiklerinin hoş veçheleri daha görünür olabilir
Işık olsun. ✨